Dark'n Stars
ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5 Yasak

Dark'n Stars


 
AnasayfaAnasayfa  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş
 

 ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
a-sosyal
..::υzмαη üує::..
..::υzмαη üує::..
a-sosyal

Mesaj Sayısı : 454
Rep Gücü : 870
Doğum tarihi : 08/04/93
Yaş : 26
Lakap : _BY_ACABA_

ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5 Empty
MesajKonu: ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5   ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5 I_icon_minitimeÇarş. Nis. 01, 2009 8:41 am

Çalışma Ortamı
İnsanoğlunun hayatının önemli unsurlarından birisidir yaşadığı mekan. Bu mekanlar kimi zaman mutlu anlarımızı, kimi zaman da üzüntülerimizi, sıkıntılarımızı bizimle paylaşır. Yaptığımız işle büyük bir ilişkisi vardır fiziksel çevrenin. İşe uygun olarak düzenlenmiş olan ortam, çalışma verimini büyük oranda artırır. Hatta batıda sadece bu işe yönelik, ergonomi mühendisliği diye adlandırılan meslek de vardır.
Başarısız öğrencilerle konuştuğumuzda, karşımıza çıkan önemli sorunlardan birisinin uygun çalışma ortamının bulunmaması durumu olduğunu görüyoruz. Kiminin uygun bir odası var, ancak yanlış düzenlenmiş; kiminin ise ne yazık ki böyle bir imkanı hiç yok. Acaba ders çalışma ortamı nasıl olmalı?
İlk önce odada bulunmaması gereken unsurlardan bahsedelim. Ne yazık ki günümüzde gençlerin dört temel bağımlılığı var (teknolojik bağımlılıktan söz ediyorum). Bunlar: Televizyon, bilgisayar, müzik seti ve telefon. Eğer şu an bu makinelere bağımlı olarak hayatınızı sürdürüyorsanız ve bu saydığım makineler çalışma temponuzu olumsuz etkiliyorsa, hiç vakit kaybetmeden odanızdaki bu araç-gereçleri yok edin! Çalışacağınız ortamda bu makinelerin size sağlayacağı çok fayda yok (Tabi ki çeşitli ders CD’lerinden yararlanarak ders çalışanlar hariç). Boş zamanlarınızı değerlendirme amaçlı olarak bu teknoloji harikalarından yararlanabilirsiniz. Ama dediğim gibi çalışmanızı engelliyorsa, mümkünse odanızdan hatta evinizden uzak tutun. Sınavdan sonra yeniden haşir-neşir olabilirsiniz.
Gelelim müzikle ders çalışma alışkanlığı olanlara. Araştırmalar göstermiştir ki insan beyni, bilinç düzeyinde birçok uyarıcıyı birlikte algılayamaz. Dolayısıyla müzik dinlerken ders çalışabildiğini zanneden arkadaşlar aslında sadece müzik dinliyorlar, ancak farkında değiller ya da algılama düzeyleri ve zeka seviyeleri bilinen türden değil (!). Müzik dinlemeyin demiyorum, ama ders çalışırken en azından bu yanlışa düşmeyin.
Zaman hırsızlarından olan ve devamlı kendisiyle ilgilenilmesini bekleyen küçük yumurcakları da unutmamak gerekiyor. Küçük kardeşi olanların ebeveynlerine çok iş düşüyor. Bu bızdıkların size bulaşmamalarını (!) sağlamak zorundalar. Onları, vereceğiniz rüşvetlerle (çikolata gibi) kısa süreli de olsa bertaraf edebilirsiniz, ancak bu da zamanla onların size karşı kullanabilecekleri bir koz (!) haline dönüşebilir. O nedenle dikkatli olmak durumundasınız.
Eğer imkanınız varsa kendinize ait bir çalışma odanız olsun. Bu oda gürültüden uzak, doğrudan güneş ışığı alabilecek bir konumda olmalı. Kesinlikle ayak üzerinde olan, gelen-gidenin uğradığı bir transit oda (!) bu iş için uygun değil. Peki, özel odası olmayan öğrenciler ne yapacak? Bu arkadaşlar kendileri için uygun bir çalışma köşesi oluşturmalılar.
Çalışacağınız masa, cam kenarında olmamalı. Çünkü böyle bir durumda sesle, görüntüyle, ısı ve ışıkla doğrudan muhatap olacağınızdan, hem bedensel hem de zihinsel olarak kendinizi rahat hissedemezsiniz. Cam kenarını mekan olarak tutan öğrenciler, oturdukları caddenin veya mahallenin çok gezenleri, muhtelif sebze ve meyve fiyatları, o caddedeki insanların sahip oldukları araba markaları üzerinde yeterli seviyede bilgi edineceklerdir (!), ancak ne yazık ki sınavda bu tür özel sorular karşılarına çıkmayacak. O nedenle çalışma masasının cam kenarında olmamasına dikkat edin.
Gelelim ışık durumuna. Bilirsiniz ki televizyonlarda önemli bir görevi yerine getirenler de ışıkçılardır. Onlar çekimin en güzel şekilde ekranlara ulaşması için stüdyodaki spotların ne şekilde yerleştirileceği konusunda yoğun çaba harcarlar. Sizin de bir ışıkçı gibi çalışma odanızın ışık düzenini ayarlamanız gerekiyor. Işık kaynağının yeri üzerinde çok fazla oynama şansınız olmadığı için (Sabit ışık kaynaklarını göz önüne aldığımızda) genellikle taşınabilir nitelikte olan masanın yerinde değişiklik yaparak bu problemi halledebilirsiniz. Odanızdaki ışık kaynağı (ampul, floresan vb.) kesinlikle gözlerinizi yormayacak, dikkatinizi dağıtmayacak bir güçte olmalı. Işığın gözünüze doğrudan gelmemesine ve gölgenizin çalışma masanızın üzerine düşmemesine özen gösterin. Unutmayın ki gözleriniz, hayatınızın bundan sonraki dönemlerinde de sizin için gerekli. Göz bozukluğu olan öğrenciler beni daha iyi anlayacaklardır. (Her ne kadar günümüzde gözlük bir karizma aksesuarı olarak kullanılsa da...)
Odanızın ısı durumu, verimli ders çalışmaya müsait olmalı. Esneme katsayınızı artıran veya titreme periyodunuzu hızlandıran oda sıcaklığı, dikkatinizi bedensel problemlerinize yönlendireceğinden çalışacağınız konu üzerinde yoğunlaşmanız imkansız hale gelir. Çalışma masanızı, sıcaklıktan doğrudan etkilenebileceğiniz yerlere (kaloriferin, sobanın yanı vb.) koymayın. Bu konuda bir diğer tavsiyem de, odayı ısıtmak için katalitik türü ısıtıcılara rağbet etmemeniz. Çünkü bu tür ısıtıcılar, odadaki oksijeni kullandıkları için beynin verimli çalışmasını engeller. Beynin en temel gıdasının oksijen olduğunu düşünürseniz, bunun ne kadar doğru olduğunu daha kolay algılarsınız.
Ders çalışırken kullanacağınız materyaller (kitaplar, testler, kalem-kağıt , su vb.) yanı başınızda bulunmalı. Çalışmaya başladıktan sonra diğer odaları dolaşarak bu malzemeleri toplamaya başlarsanız, hem zaman kaybı olur hem de çalışma ciddiyeti bozulur. O nedenle eğer mümkünse masanızın yanında bir kütüphanenizin olmasında büyük fayda var.
Bir de oturacağınız sandalyelerin ne şekilde olacağı konusu var. Masanın boyuna uygun, sizi bedenen yormayacak (Çünkü ÖSS’ye hazırlanırken hayatınızın yaklaşık %20'si bu nesnenin üzerinde oturarak geçecek) nitelikte sandalyeleri tercih ediniz. Bazı uyanık öğrenciler rahatına çok düşkün olduğundan koltuk türü, uyumaya da elverişli (çok fonksiyonlu!!!) malzemelere yönelebilirler. Bu öğrencileri uyarmış olayım.
Bazı öğrenciler odalarını görsel malzemelerle zenginleştiriyor. Muhtelif boyda ve ebatta posterler ve afişlerle duvarlarını süslüyor. Buralara, ulaşmak istediği, hedeflediği, sevdiği kişi veya nesnelerin resimlerini asıyor. Bu öğrencilere söyleyeceğim şey, bu sene ki hedeflerine uygun afişlerle odalarını süslemeleri. Örneğin kazanmak istenilen üniversitenin fotoğrafları bunun için çok ideal (tabii ki ders çalışırken hayallere dalmanıza sebep olacaksa, bu tür afişlerden de uzak durmanızda fayda var). Elinizden geldiğince odanızı sade tutmaya çalışın. Ne kadar çok uyarıcı olursa, dikkatinizin dağılma riski o kadar yüksek olacaktır.
Burada yazılanlar belki çok ayrıntı olarak gelmiş olabilir. Ancak zaten bu işin iskeleti belli. Çalışmak, çalışmak, çalışmak. Farkında olmadığımız birçok ayrıntı hayatımızda önemli değişikliklere zemin hazırlayabilir. Zaten çoğu öğrenci başarılı olmak için gerekli olan ana unsurları yerine getiriyor. Fark, ayrıntılarda karşımıza çıkmakta.


Pozitif Düşünme
Çoğu öğrenci yeterince ders çalıştığını, ancak yine de başarılı olamadığını söyler. Peki bu başarısızlığın nedeni ne? Acaba çalışmak için gerekli olan zamanı ayırmamıza rağmen hala neden istediğimizi elde edemiyoruz? Çalıştığımız konuyu anlayabilmek için neler yapabiliriz? Başarılı olan diğer insanlardan farkımız ne?
İnsanların birçoğu yapmak istediği iş için gerekli olan ilk adımları atmadan, zihnen yenilgiye hazır bir psikoloji taşıyor. Yenilgiye hazır bir insanın başarısı mucizelere kalmıştır. Fransız kahramanı Jean Dark'ın güzel bir sözü var "Bütün savaşlar ilk önce insanın zihninde kazanılır." Beyninde başaracağına inanmayan insanlar zaten uygulamada da gerekli olan enerjiyi kendinde bulamayacaklardır. Size Roger Bannister'in hikayesini anlatmak istiyorum. Roger Bannister bir atlet. Yüzlerce yıl olimpiyatlar düzenlenmiş, yarışmalar yapılmış ancak hiçbir zaman bir mil, dört dakikanın altında koşulamamış. İnsanların kafasında, bir milin dört dakikanın altında koşulması mümkün değil yargısı (engeli) güçlenmeye başlamış. Ta ki 1954 yılına gelinceye kadar. 1954'de kahramanımız Roger Bannister, bir mili dört dakikanın altında koşarak zihinlerde bir beton gibi engel oluşturan bu düşünceyi paramparça etmiş. Peki her şey bununla bitmiş mi? Kesinlikle hayır. O yıl içerisinde enteresan bir iş daha olmuş... Tam 37 kişi Roger Bannister'den sonra dört dakikanın altına inmiş. Ne oldu da bu insanlar, yüzlerce yıl başarılamayan işin üstesinden geldiler. Yeni bir ayakkabımı icat edildi, yoksa hızlarını artıran bir motor mu bulundu? Yoksa bir kişinin imkansız denilen bir olayı başarması, diğer insanların pozitif düşünmesine mi neden oldu?
Bir işi başarmanın en önemli motoru insan beynidir, zihnidir. Eğer beyninizdeki engelleri orta-dan kaldırabilirseniz başaramayacağınız hiçbir iş yoktur. Örneğin bir sözel öğrencisi matematik dersinin başına oturduğunda, kafasında “Ben bu dersi anlayamam, başaramam” düşüncesini taşıyorsa kendisi için en büyük engeli oluşturuyor demektir.
Hayatta başarıyı yakalayabilmiş ya da yakalayacak olanlar, her zaman pozitif düşünceyi taşımış olan insanlar arasından çıkmıştır ve çıkacaktır. Her olumsuzluğu ve yanlışlığı, hedefe atılan bir adım olarak gören Edison, bu olumlu düşüncesinin karşılığını fazlasıyla almıştır. O nedenle şimdiden kafanızda ki bu tip olumsuz düşünceleri öldürün. Hem de bir daha dirilmeyecek şekilde.


Hedefe Varma
Bir işi başarmanın temel unsurlarından birisi de sabırdır. Öne çıkan bütün engelleri yok etme veya aşma düşüncesini taşıyarak sabırlı olmak, başarının olmazsa olmaz koşullarındandır. Birçok öğrenci sene başında çok istekli bir şekilde masasının başına geçer, ancak aradan belli bir süre geçtikten sonra bu özelliğini kaybetmeye başlar. Acaba bunun nedenleri nelerdir ve bu olumsuz davranış nasıl yok edilebilir?
İnsanoğlunun yapısında emeğinin karşılığını hemen elde etme düşüncesi vardır. Dolayısıyla ulaşmak istenilen hedef ne kadar kısa vadeli olursa, sonuca ulaşma olasılığı o kadar kolay olacaktır. Bunu şu örnekle açıklayabiliriz: Yüz metre koşularında hedefe ulaşamayan atlet yok gibidir (sakatlıklar dışında), ancak maraton koşuları için aynı yargıda bulunmak yanlış olur. Çünkü hedefin uzak olması yarışmacılarda gerekli olan en önemli unsurun, yani sabrın gücünü azaltmaktadır.
Uzun vadeli planların gerçekleşmesini sağlamak için o hedefe ulaştırıcı adımları teker teker hedef haline getirmek gerekir. Nasıl mı? Siz yaklaşık 10 ay uzaktaki bir hedefe ulaşmak için yola çıktınız. Ulaşmak için, sabır gerektiren bir hedef denilebilir. Hedefin uzak olması ders çalışma isteğinizi her za-man için kamçılamayabilir. O nedenle kendinize daha kısa vadede sonucunu alabileceğiniz hedefler tespit etmelisiniz. Örneğin aylık ulaşmak istediğiniz belli bir soru miktarı belirleyebilirsiniz. Hangi dersten ne kadar soru çözeceğinizi, hangi konuya geleceğinizi bir plan dahilinde belirlerseniz çalışma isteğiniz daha diri kalacaktır. Bu hedefleri haftalık ve günlük olarak tespit ederseniz akıllıca davranmış olursunuz. Attığınız bu küçük adımlar (küçük hedefler), sizi büyük hedefe ulaştırıcı bir fonksiyonu yerine getireceklerdir.
Öğrenciyi hedeften kopartan ve uzaklaştıran bir başka faktör de hedefin öğrenciyi yeterince motive etmekten aciz kalmasıdır. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir öğrencinin hedefini yeniden gözden geçirmesinde fayda var. Çünkü hedefe ulaştırıcı gücü, enerjiyi, hedefin büyüklüğü ve hedefin öğrencide meydana getireceği motivasyon sağlamaktadır. Eğer hedef tek başına bunu sağlayamazsa yardımcı motive unsurlara başvurmak gerekir. Örneğin bu, bir ödül olabilir. Bu noktada ailelerinizin tavrı belirleyici bir faktör olarak sizi hedefe bağlayıcı bir rol oynayabilir.
Ulaşamayacağınız hedefleri belirlemeniz sizi ders çalışmaktan soğutabilir. Lise son sınıfa gelinceye kadar çalışmamış bir öğrencinin (yeterli potansiyeli de yoksa) çok yüksek hedefler belirlemesi, deneme sonuçlarının ortaya çıkmasıyla birlikte hayal kırıklığına sebep olabilir. Kazanmak istediğiniz bölüm, çalışma temponuza, çalışma alışkanlıklarınıza, potansiyelinize uygun puanlarda olmalı. Örneğin denemelerden sayısal ham puan olarak 110 puana dahi ulaşamayan bir öğrencinin Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği'ni hedef olarak seçmesi doğru değildir. Çünkü zamanla öğrenci hedefe ulaşamayacağının farkına varır ve bu nedenle kendine olan güvenini yitirir. Bu durum da ister istemez her türlü işte "başaramayacağım" düşüncesinin yerleşmesine zemin hazırlar. O nedenle hedef-potansiyel uyumunu yeniden gözden geçirmek şarttır. Hedefleri realize etmek, motivasyonun yeniden sağlanmasında önemli bir rol oynayacaktır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://osmanlitarihi.yetkinforum.com
 
ÖSS'CİLER İÇİN SÜPER DÖKÜMAN 5
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Dark'n Stars :: | Eğitim & Öğretim | :: | Rehberlik & Danışmanlık |-
Buraya geçin: